30 Eylül 2014

BAFA GÖLÜ: SONBAHAR BİTMEDEN, SU TÜKENMEDEN


Artık seyahat tercihlerimizi önceliklendirirken, “yok olmadan görülecekler” diye bir kriter kullanmaya başladık maalesef.... İşte sonbaharın ilk günlerinde bizi Bafa Gölü’ne götüren de bu kriter oldu.

Antik çağda Ege Denizi’nin bir körfezi olan Bafa, Menderes Nehri’nin yüzyıllarca biriktirdiği alüvyonlar nedeniyle, bugün denizden 17 kilometre içeride bir göle dönüşmüş durumda. Daha 40-50 sene önce derinliği 70 metreleri bulurken, bugün en derin yeri sadece 21 metre ve uzaktan bakınca gökyüzünün yansımasıyla masmavi görünse de, artık suları bile kahverengi.... İnsan kaynaklı bu bozulmanın temel nedenleri Menderes Nehri ile taşınan sanayi atıkları ve göl çevresinde tarımsal amaçlı kullanılan kimyasallar... 






Üzerine kuraklık da eklenince, kıyılarında daha bir önceki senenin su hizasını gösteren izlere bakıp, değil 50 sene sonrası, 10 sene sonrası bile muamma olan bir cennet.... Ülkemizin, kültür turizmi alanında bilinçli yabancı turist çekme konusunda en zengin yerlerinden biri olması hiç tesadüfi değil çünkü Bafa Gölü, bu kadar tahribata rağmen, hem doğal hem de tarihi zenginliğiyle insanı nefessiz kılan bir coğrafya... 

Her sene Ekim ayıyla birlikte Bafa’ya göç eden flamingo sürülerinin yarattığı pembe tablo, onların uçak mühendislerine ilham kaynağı olan kanatlanma hareketleri, gölün küçük taş adacıklarına tünemiş simsiyah ve bembeyaz balıkçıllar sadece kuş gözlemcilerini değil, doğayı seven herkesi büyüleyecek tablolar çiziyor önünüzde. 





Kıyılarda teftiş edercesine gezinen horozlar, sesleri her ne hikmetse geceleri daha da gür çıkan eşekler, köyün besili ve özgür özgür dolaşan inekleri.... Sırf onlar mı? Gölde tutulan balıklar, hele de battal boy levrekler.... Tam bir hayvan cenneti burası..... Akşamları yaşamı zindan eden, görüntüleri küçük peygamber böceklerini andıran minicik sivrisinekler de maalesef bu cennetin bir parçası...






M.Ö. 8. yüzyıla tarihlendirilen Heraklia antik kentinin görkemli kalıntıları üzerinde yükselen günümüz Bafa’sı, bu cenneti uzun uzun deneyimlemek isteyenler için pansiyonlarla dolu.... Bilinçli işletmecilerin elindeki bu pansiyonlar, doğadan ve tarihten geri kalanı korumak konusunda çok titizler ve bu bilinci gelen turistlere aşılamak konusunda da çok mahirler.... 


Dileyenlere gölde sabahın erken saatlerinde kayık turları düzenliyor, gölün ortasındaki adalarda inziva amaçlı kurulmuş manastırları gezdiriyor; dileyenlere Bafa’nın arkasında yükselen kutsal Latmos Dağı’na safari ve trekking turları düzenliyorlar... 






Kayık turlarında kuşların izinden gitmenin, manastır kalıntıları arasında dolaşmanın keyfini çıkartıyor, trekkingde ise fıstık çamlarının ve sarp kayaların çizdiği büyüleyici tablonun şaşkınlığı içinde tepelere kurulmuş şehirlerin kalıntılarını, M.Ö 7. yüzyıla kadar geri giden kaya resimlerini keşfediyorsunuz...



Şöyle bir soluklanayım derseniz, gölün kenarındaki mütevazı çay bahçesinde doktor olma hayalleri kuran minik kız çocuğunun servis ettiği ev yapımı leziz ayranlar ya da köy kahvesinde köyün yaşlılarının askerlik anılarını dinleyerek yudumlayacağını kor ateşinde pişmiş demli çay imdadınıza yetişecektir.....




İyisi mi siz, sonbahar bitmeden Bafa Gölü’nün yolunu tutun... Kimbilir, belki gelecek sonbahara geriye bugünden de azı kalmış olabilir.....



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder